Genel · 20 Mart 2019

Çocuk ve Sanat

Yaratıcılık ve çocuk birbirinden ayrılamaz iki olgu gibidir. Birini diğerinden ayırmak pek de mümkün değildir. Çünkü yaratıcılık bebekliğin ilk günlerinden itibaren var olan bir beceridir. Çocuk keşfetmeye ve dünyayı tanımaya başladıkça yaratıcılığı gelişir, hayal dünyası zenginleşir. Belki de bu gelişim ve zenginlik bütün anne babaların “Benim çocuğum çok zeki” veya “Benim çocuğum çok yaratıcı” diye çocuğunu tanımlamasına neden olmaktadır. Halbuki çocuk doğal sürecini yaşamakta ve göstermektedir. Bunu da dünyayı tanımak, keşfetmek ve daha iyi anlayabilmek için yapmaktadır.

Çocukluğun ilk yıllarında var olan yaratıcılık, yaratıcı düşünme becerisi olarak yaşama aktarılabildiği takdirde, günlük yaşamda veya iş hayatında başarılı ve üretken bireylerle karşılaşabiliriz. Yaratıcı düşünme becerisi kişinin kendisini ve çevresini iyi tanımasına ve gözlemlemesine, yorumlama becerisini kazanmasına, ilgi duyduğu veya çalıştığı alanda yenilik yapma cesaretini göstermesine olanak tanır.

Akademik sanat eğitimini tamamlamış eğitmenlerin rehberliğinde, çocukların gelişim özellikleri ile harmanlamış nitelikli bir sanat eğitimi, çocukların kişisel gelişiminde önemli bir rol oynar.  Çocukluk döneminde  verilecek olan bütün kazanımlar, öğretilmesi istenen bütün bilgiler nitelikli bir sanat aracılığıyla verilebilir. Ayrıca sanatın kendi dinamikleri de yine kendi araçları ile daha kolay ve eğlenceli bir şekilde aktarılabilir. Böylelikle hem çocuklara yabancı olmayan bir süreç yaşanır hem de kişilik gelişimlerinin yanı sıra estetik beğeninin oluşması desteklenmiş olur.

Nitelikli bir Sanat Eğitimi;

  • Çocuğa sanat aracılığı ile iletişim kurma olanağı verir.
  • Sanatsal görsel okur-yazarlık kazandırır.
  • Eleştirel düşünme becerisi kazandırır.
  • Kendi kültürünü olduğu kadar, öteki kültürleri de öğrenme ve değerlendirme olanağı verir.
  • Duygu, düşünce ve imgelerini bir ürüne dönüştürmede yaratıcı davranış kazandırır.
  • Üretken olmanın mutluluğunu yaşatır.
  • Gerçek ve çok yapıt görme (müzelere gitme) alışkanlığı kazandırır ve böylece bir değer birikimi sağlar.
  • Özgür düşünmeye, özgür çalışmaya olanak sağlar ve bu özelliği ile onda birey olama bilinci yaratır.

Ülkemizde sanatsal bir ortamda bulunmamış(resim sergisi, tiyatro, konser gibi), bulunduğu ortamlarda nitelikli-çok sesli müzik dinlemeyen veya müzik aletlerini dahi eline almamış bir çocuğun sanatsal bir deneyim yaşadığını ifade etmek mümkün değildir. Bu nedenle çoğu zaman ebeveynler tarafından herhangi bir kursa başlarken “Acaba yeteneği var mıdır?” sorusunun sorulması anlamsızlaşmaktadır. Çünkü çocuk öncelikle keşfetmeli, deneyimlemeli, motivasyonunun yüksek tutulması ve deneyimlediklerini –mümkünse- günlük hayatında da karşılığını bulması gerekmektedir. Böylelikle kimilerinin “yetenek” kimilerinin “ilgi” dediği olgu ortaya çıkar.

Yaratıcı düşünme becerisini ortaya koymak ve desteklemek için erken yaşlarda verilecek sanat eğitimi, çocuğun ufkunu genişletebileceği gibi sanattan uzaklaşmasına ve aldığı eğitimi gönülsüz veya ebeveynlerinin isteği ve zorlaması ile yerine getireceği bir etkinlik olarak da devam ettirmesine neden olabilir. Bu nedenle bu dönemde verilecek sanat eğitiminin,   yaştan bağımsız olarak çocuğun gelişim özellikleri göz önünde bulundurarak planlanması ve uygulanması gerekmektedir. Aksi taktirde parmak kasları gelişmemiş bir çocuğun gitar eğitimi alması, çocuğun başarısızlık hissi yaşamasına ve belki de doğru zamanda ve doğru yerde başlamış olsaydı hayatı boyunca keyif alacağı müzik aletine karşı soğumasına neden olacaktır. Yukarıdaki durum çocuklardan yürümeyi öğrenmeden koşmalarını istemek ile eşdeğerdir. Bu nedenle ebeveynlerin “geç mi kalıyorum acaba?” diye düşünerek aceleci davranmalarını engellemek gerekmektedir.

Ayrıca sanat alanlarından hangisi olursa olsun alınan bir eğitimin haftada bir veya iki defa gidilen bir “kurs” olarak nitelendirmeden önce “sanat eğitimi” olarak değerlendirmek önemlidir. Alınan eğitimin örneklerini gündelik hayata da aktarmak hem çocuğu hem de ebeveynlerini rahatlatacak, eğitimin sürekliliğini sağlayacak ve zamanla başarabilmenin mutluluğu ile öğrencinin motivasyonunu arttıracaktır. Örneğin piyano eğitimi alan çocuğunuz ile okula giderken veya uykudan hemen önce piyano dinleyin… Ya da piyano eğitimi almadan hatta hiç lafını etmeden önce yukarıdaki örnekleri birlikte yaşayarak farkındalık sağlayabilirsiniz. Ardından “Piyanonun sesini nasıl buldun?” “Sen de çalmak ister misin?” gibi sorular ile düşüncelerini aktarmalarını isteyebilirsiniz. Motivasyonu arttıran iki önemli unsurun “gönüllülük” ve “heyecan” olduğunu bilerek çocuklarımıza sorular sormalı ve onları sanata yönlendirmeliyiz.

Biz istiyoruz ki çocuklar aldıkları sanat eğitimi ile yaratıcılıkları gelişmiş ve hayata aktarabilmiş, sorunlarla baş edebilmeyi ve problem durumunda yeni bir bakış açısı ile çözüm önerebilme becerisi kazanabilmiş, estetik beğenileri oluşmuş bireyler olarak hayatlarına devam etsinler.  Çünkü ülkemizde çok yönlü gelişen, kendini ifade edebilen, sanatı anlayan, yorumlayan, yetenekli sanatçıların yanı sıra, sanatı anlayan,  yorumlayabilen hatta ülkenin sanatsal kimliğini ortaya koyabilen seyircilere, eleştirmenlere, sanat tarihçilerine, mühendislere ve elbette ki her alanda yaratıcı olabilen bireylere ihtiyaç duyulmaktadır.  Unutmayalım ki yaratıcı düşünme becerisini çocukken kazanan yetişkinler, yaratıcı bireyler olarak geleceği kuracaklardır.

KAYNAKLAR

Kırışoğlu, Olcay, 1991, “Sanatta Eğitim, Görmek, Anlamak, Yaratmak”, Ankara: Pegema  Yayıncılık.

San, İnci, 1983, “Sanat Eğitimi Kuramları”. Ankara: Özen Matbaacılık, Tan Yayınları.